Ara
Tatlar ve İzler / Anasayfa  / NAMIBYA

NAMIBYA

Sık seyahat ediyoruz. Genellikle kısa vadeli planlar yapıp, ani ve hızlı kararlar veriyoruz. Ama bu seyahatimiz böyle olmadı. Yaklaşık altı ay önce arkadaşlarımız bir Namibya seyahati teklifiyle geldiklerinde gitmeye hemen karar vermiştik, ancak işler o kadar çabuk gelişmedi.

Namibya’ya Gitmek için 5 Neden :

Afrika kıtasının son gözdesi.

Namib çölündeki  ihtişamlı kumul tepeleri, Walvis Bay’de zengin deniz çeşitliliği, Ethosha Park’da vahşi hayvan gözlemi ve Okavango nehrinde yeşilliğin doyumsuzluğuna kadar her telden çalan bir seyahat deneyimi.

Afrika’nın nisbeten fiyat olarak uygun destinasyonlarından.

Şahane yemekler, en çorak bağlarda yetişen nefis şaraplar.

Unesco kültür miras listesinde yer alan Twyfelfontain’deki kaya çizimleri.

“İki Çöl ve Kuzey Su Yolları

Önce Afrika’daki acentadan yerimizi ayırttık, rezervasyon onayımız gelir gelmez de uçuş bakmaya başladık. Uygun fiyatlı ve parkurlu bir uçuş bulmak çok da kolay olmadı. Sonunda İstanbul çıkışlı Katar Havayolları uçuşunu seçtik ve çok doğru bir karar vermişiz. İstanbul – Doha, yaklaşık dört buçuk saat sürüyor. Aktarma için ultra modern, devasa Doha Havaalanı’ndaki iki saatlik beklemenin ardından, uçuşun sekiz buçuk saatlik ikinci bölümü başlıyor. Katar Havayolları hem koltuklarının rahatlığı, hem servisi, hem  de uçak içi eğlence programı açısından oldukça iyi bir havayolu şirketi.

Ama seyahatimizin uçuş kısmına gelmeden önce, yaşadığımız bir diğer “macera”dan bahsetmem gerekiyor: Her şey tamam, biletlerimiz kesildi, paket programımız ödendi. Birlikte seyahate çıkacağımız dostlarımız ile son bilgi alışverişi yapılırken laf arasında vize konusu açılıyor. Biz tabii ki vize konusunda herhangi bir problem çıkacağını düşünmedik. Zira Namibya neredeyse her konuda Güney Afrika Cumhuriyeti ile aynı olduğu için Türkiye vatandaşlarına vize uygulanmıyordur diye düşünmüştük. Ama yanılmışız☺! Namibya Türkiye’ye vize uyguluyormuş! Ve ikinci bomba haber de geliyor: Namibya’nın Türkiye’de konsolosluğu yok, bizim bağlı olduğumuz konsolosluk Berlin’de!! Konsolosluk ile yapılan 2-3 telefon görüşmesinden sonra vize için Almanya’ya gitmeye karar veriyoruz. Çünkü arada seyahatlerimiz var ve pasaportun yetişmemesi riskine giremeyiz. Neyse ki sorunsuz ve hızlı bir şekilde kavuşuyoruz Namibya vizeli pasaportlarımıza – artık önümüzde bir engel kalmadı.

Seyahati çok yakın iki Alman dostumuz ile yapıyoruz, ikisi de çeyrek asırlık turizmci ve Afrika uzmanı. Yani çok emin ellere teslim ettik kendimizi. Klasik Namibya turlarından farklı olarak turumuzu bir ilk keşif turu gibi planlıyoruz. Daha sonraki planlamamızda en ideal rotayı tespit etmek için de görebileceğimiz kadar çok noktayı programa dahil ediyoruz..

30 Aralık 2016 - Birinci Gün

Turumuz Windhoek’da başlıyor. Şart mı Windhoek’da kalmak? Değil, ama biz öyle planladığımız için memnunuz. Neticede yoğun bir seyahat günün ardından iklime ve ortama alışmak için iyi bir soluklanma oluyor. Para bozduruyoruz, telefonlarımıza sim kart alıyoruz ve genel bir keşif turu yapıyoruz. Bavula atmayı unuttuğumuz ufak tefek alışverişleri de burada hallediyoruz. Yorgunuz ve ertesi gün bizi uzunca bir rota bekliyor. Nefes kesici gün batımlarının ilkinin ardından, hafif bir yemek yiyip kendimizi derin bir uykuya teslim ediyoruz.

31 Aralık 2016 - İkinci gün

Sabah güzel bir kahvaltının ardından 4×4 Toyota Hilux’a atlayıp yola koyuluyoruz. Bugünkü yolculuğumuz yaklaşık 250 km. Klasik Namibya turlarında olmayan bir noktaya gidiyoruz: Kalahari’ye. Kalahari, büyük bölümü Botswana’yı kapsayan ve bir kısmı Namibya’ya kadar uzanan bir çöl. Nefes kesen gün batımları ve kumul tepeleri ile bilinen bir yer. Kaldığımız lodge, 10 bin dönümlük bir özel koruma bölgesinin içinde. Otel, bizim “butik otel” diye tanımlayacağımız, sadece 8 odası olan bir yer ve biz çok beğeniyoruz. Tabii bu otelin turun devamında kalacağımız yerlerin içinde sıralamada oldukça geriye düşeceğini henüz bilmiyoruz. Gelir gelmez otelde hafif bir öğle yemeği ve ardından kısa bir siesta… Saat 16:00 da tekrar otelin rehberi ile buluşup Sundowner Safari’ye, yani gün batımında yaban hayvan gözleme turuna başlıyoruz. Ilk turumuz olduğu için çok heyecanlıyız. Çok fazla sayıda yaban hayvanı görüyoruz, çeşit çeşit antilop, zebra, zürafa, devekuşu. Ve tabii ki oryx, çeşit çeşit kuşlar, tavşanlar ve ufak hayvanlar…

Resimlere tıklayarak albümü gezebilirsiniz...

Daha sonra rehberimiz bizi, parkta yaşayan tek aslanı görmemiz için, ayrı bir bölümde bulunan çitle çevrili bir yere götürüyor. Turda bizi tek rahatsız eden kısım da bu oluyor. Biz hayvanların doğal ortamlarında yaşamalarını istiyoruz, turistik bir gösterinin parçası olmalarını değil. O yüzden aslanın yanından kısa sürede çıkıp turun son durağı olan gün batımı noktasına geliyoruz. Bir kumul tepesini seçip cin tonik eşliğinde güneşin Kalahari’yi kırmızının çeşitli tonlarına boyayışını seyrediyoruz. Bugün 2016 yılın son günü ve son gün batımı. Akşam sessiz ve huzur içinde yıldızların altında yeni yılı karşılıyoruz.

1 Ocak 2017 - Üçüncü gün

Bugün yılın ilk günü, erken kalkıyoruz. Saat 7:00 de Bushman yürüyüş turumuz var. San Kabilesi’nin (Bantu’nun bir kolu) temsilcileri, bize ufak bir gösteri sunuyor. Boşimanların (Bushman) nasıl avlandıklarını, iz sürdüklerini ve şifalı otların sağlık için kullanımlarını gösteriyor. Oldukça eğlenceli ve bir o kadar bilgilendirici bir saat geçiriyoruz. Toparlanıp, kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz. Kalahari’ye veda etme vakti geldi. Bugünkü rotamız Maltahöhe üstünden Sossusvlei’e yakın bir konaklama yeri. Katedeceğimiz mesafe yaklaşık 320 km. Yol tamamen toprak, stabilize. Zaten Namibya’da öyle aman aman iyi bir yol beklemek de biraz hayal olurdu. Yolda Maltahöhe denilen yerde mola veriyoruz. Çok acayip bir yer. Bir tane otel/restaurant var, Hotel Maltahöhe. Ama sanki Almanya’daki bir “bira bahçesi”(biergarten). Yok yok; gulaş çorbasından, sosise kadar Almanya’da bir birahanede yenebilecek her şey. Resmen çölün ortasında, garip bir ortam. Buz gibi biramızı söylüyoruz, bir de ufak bir atıştırmalık ve yola devam…

Kilometrelece ip gibi kıvrılan bir yoldan, tek tük çiftliklerin yanından geçip otele varıyoruz. Yolda birkaç “arızazede”ye rastlıyoruz. Zaten “Namibya ’ya gidip yolda lastik değiştirmeden dönüyorsan, o yılın en şanslısı sensin”, deniyor. Bakalım biz ne yapacağız. Sonunda sorunsuz bir biçimde otele ulaşıyoruz, yine şahane bir lodge bizi karşılıyor. Doğaya uyumlu 15 tane bungalow tarzı odası var ve odalar çok hoş döşenmiş. Otele girer girmez arkamızdan bir kum fırtınası patlıyor! Bizse kendimizi otele attığımız için mutluyuz. Odamızın terasından ufuktaki sonsuz dağları görüyoruz, tatlı bir yağmur yağıyor, tozu toprağı temizliyor, nefis bir koku yayılıyor ve gün batıyor… Cin tonik bizi çağırıyor…

02 Ocak 2017 - Dördüncü gün

Bugün otelin organize ettiği Sossusvlei ve Sesriem Kanyonu turuna katılıyoruz. Yolculuğumuzun bugüne kadarki kısmı yorucu geçtiği için organize bir tur bize daha iyi gelir diye düşünüyoruz. Turun fiyatı 980 NAD (yaklaşık 70 EUR – 280 TL) Sabahın köründe (saat 5:00’te!) otelden alınıyoruz. “Neden bu kadar erken?”, diye sorduğumuzda, “Çöle gidiyoruz, daha geç çıkılırsa çok sıcak olur”, diyorlar. Mantıklı 🙂

Yaklaşık 30 km sonra Sossusvlei Milli Parkı’nın girişine ulaşıyoruz. Park gündoğumunda açılıyor ve gün batarken kapanıyor. Ufak bir ihtiyaç molası verdikten sonra parka giriyoruz. Rehberimiz Simon bize çöl hakkında genel bilgiler veriyor. “Periçemberleri” denilen, nasıl oluştuğu bilinmeyen çemberleri gösteriyor. Çöl hayvanlarından oryxi, deve kuşlarını ve antilopları görüyoruz. Dune 45 (Milli Park’ın 45. km’sindeki kumul) bizi tırmanışa davet ediyor. Burası 170 m’lik bir tepe. Simon’a göre bu bizim ısınma turumuz. Valla iyi ısınıyoruz 🙂

Resimleri tıklayarak albümü gezebilirsiniz...

Hava hem çok sıcak, hem kuru. Bu arada saat de daha sabahın sekizi. Kumun üstünde yürüyoruz, yürüyoruz, yürüyoruz. Ama yorgunluğa değiyor! Kumulun tepesinden etrafımıza bakıyoruz, olağanüstü, nefes kesici bir manzara!! Doğa o kadar güzel ki, bunları görebildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyoruz. Tepenin keyfini çıkartıyoruz ve aheste bir süzülüş ile iniyoruz. Simon bizi bekliyor ve soruyor: “Big Daddy için hazır mısınız?”. Big Daddy, Sossusvlei’in en yüksek tepesi, yüksekliği 380 metre. Ben “Yokum” diyorum, Mehmet “Varım” diyor 🙂 Yaklaşık 30 km daha yol alıyoruz, yani ana giriş kapısından 60 km ilerideyiz. 4×4 olmayan araçlar için burası son durak. Devamı ancak tecrübeli off-road sürücüler için mümkün. Hem rehberimiz Simon tecrübeli, hem de aracımız uygun., yola devam…

Vadinin sonuna aracı park ediyoruz. Grubumuzdan 3 kişi tırmanışa katılmıyor, diğer 5 kişi başlıyor yürümeye. Geride kalan bizler Simon’un tarif ettiği Deadvlei’e doğru yürüyoruz. İncelediğim kitaplardan bizi güzel bir görsel şölenin beklediğini tahmin ediyorum, ancak bu kadar etkileneceğimi hiç beklemiyordum. Çölün içinden geçen nehir, yer değiştiren kumullar yüzünden kuruyor. Nehir kuruyunca dereyatağının kenarındaki ağaçlar da kuruyor, ama çölün havası o kadar kuru ki, kuruyan ağaçlar çürüyemiyor. Olduğu yerde kupkuru bir hale geliyor ve öylece kalıyor. Çok etkileyici bir manzara.

Resimleri tıklayarak albümü gezebilirsiniz.

Oradan uzunca bir süre çıkamıyorum, ağaçlara ve çöle bakıyorum. Büyüleyeci, nefes kesici. Yavaş yavaş park yerine dönüyorum, hava çok sıcak. Yarım saat sonra tırmanışa giden grup da geliyor. Onlar Big Daddy’nin 380 m’lik zirvesini çıkıp sonra kumun içinde bata çıka Deadvlei’e indiler.. Artık öğlene yaklaşıyoruz, Simon bize piknik kumanyaları hazırlamış. Sossusvlei’in en sonuna kadar gidip bir ağaç gölgesinde köpüklü şarap ile turun güzelliğini kutsuyoruz ☺. Pikniğin ardından turun son durağı olan Sesriem Kanyonu’na gidiyoruz. Burası açıkcası bizi çok etkilemiyor, Türkiye’de çok daha etkileyici vadi oluşumları görmüş olmamızdan dolayı sanırım. Otele dönüyoruz. Erken bir öğleden sonrası saati. Siesta için vaktimiz var. Genel ritüeli ihmal etmeyip yemek öncesi cin tonik ile yine şahane bir otel yemeği yiyiyoruz, erkenden yatıyoruz.

03 Ocak 2017 - Beşinci gün

Sabah erkenden yola çıkıyoruz, Namibya ‘da henüz en etkileyici yolculuğumuzu yapacağımızdan habersiziz. Bugünkü hedefimiz Swakopmund – yaklaşık 380 km. Yolculuğumuz gayet keyifli ve sakin başlıyor. Dümdüz çöl yolunda devam edip yaklaşık 100 km sonra Solitaire denilen yere varıyoruz. Solitaire 1848’den beri içinde bir çiftlik, bir benzinlik, bir araç tamir atölyesi. Ve herhalde Afrika’nın en lezzetli elmalı tartının yapıldığı bir pastanenin de olduğu, Namibya ’nın en ufak yerleşim yeri. Orada hem olağanüstü lezzetli elmalı turtadan yiyoruz, hem de içebildiğimiz en iyi espressoyu içiyoruz. Dayanamayıp yabanmersini tartından da (elmalı tartın lezzet doruğunu bozmamak için) bir parça tadıp yola devam ediyoruz.

Yolculuğumuzun macera kısmı burada başlıyor! Solitaire – Swakopmund arasındaki yaklaşık 280 km’lik yolun iki bölümü www.dangerousroads.org ‘da yer alan 2 kısım; Gaub ve Kuiseb dağ geçitleri. Yol stabilize, asfalt değil ve çok virajlı, zaman zaman da çok dar, ancak manzara o kadar etkileyici ki… Nefes kesici bir bölgeden geçiyoruz. Boşuna “moonscape”, yani ay yüzeyi denilmiyor. Ufuğa bakıp alabildiğine dağlar ve renk renk taşlar görüyoruz.

Toz toprak içinde yolculuğumuz sürdürüyoruz ve öğleden sonra Swakopmund’a varıyoruz. 2 gün burada kalacağız. Swakop (kısaca böyle deniyor) bize Almanya’da bir kasabaya gelmişiz hissi uyandırıyor. Burası Almanların sömürgeleşmeyi başlattıkları yer. Bugün beşinci nesil Almanlar burada yaşıyor ve her şey Almanya’daki gibi. Hatasız ve aksansız Almanca konuşuluyor. Gelir gelmez şehir turumuzu yapıyoruz, çok hoş ve keyifli hediyelik dükkanları ve safari kıyafeti satanlar mağazalar var. Zaten tüm tur boyunca alışveriş için en uygun yer de Swakopmund. Daha sonra sadece kaldığımız otellerin dükkanlarda bu tip güzel el işleri görebildik. Soluklanmak için Swakop’un içindeki Alman birahanesinde birer birayla soğuk et tabağı ısmarlıyoruz. Otele dönüp biraz dinleniyoruz. Akşam Jetty 1905’te masamızı ayırttık, otelden sadece 10 dak yürüme mesafesinde, nefis bir akşam yemeği ve şarap bizi bekliyor.

04 Ocak 2017 - Altıncı gün

Bugün Walvis Bay’deki katamaran turuna katılıyoruz. Bu bir ekstra tur ve fiyatı 650 NAD (yaklaşık 47 EUR / 200 TL). Swakop’dan Walvis Bay’e yaklaşık 20 dakikalık bir araba yolculuğundan sonra varıyoruz. Katamaranlara biniyoruz ve her dakikası unutulmaz bir gün daha bizi bekliyor. Teknemizin etrafını bir anda pelikanlar sarıyor, onları balıkla besleyip bir de fok balığın gelmesini ve tekneye binmesini izliyoruz. Walvis Bay çok bereketli bir körfez. Çok yoğun plankton ihtiva ettiği için çok fazla balık ve türevleri var. İstridye çiftliklerin yanından geçiyoruz, öğlen yemeği olarak da afiyetle bu istridyelerden yiyoruz.

Resimleri tıklayarak albümü gezebilirsiniz...

Körfez, hem balık avlanma noktası hem de ticaret gemilerin yük beklediği, yük aldığı bir yer. Deniz hayvanları bol. Yakınlarda bir adada yaklaşık 10 bin nüfuslu bir fok kolonisi görüyoruz. Yunuslar bize eşlik ediyor, ay balığı görüyoruz, hatta Namibya ‘da bazı mevsimlerde balina gözlemi de yapıldığını öğreniyoruz. Hava serin ve nemli, biraz üşümüş ama çok keyif almış olarak Swakop’a dönüyoruz. Akşam yemeği için The Wrack’e rezervasyon yaptırdık. İddialı bir yer, ama yemek olarak The Jettynin çok daha iyi olduğuna karar veriyoruz.

05 Ocak 2017 - Yedinci gün

Yine yollara düşüyoruz. Bugünkü hedefimiz, Damaraland ve Mowani Mountain Camp. Yolumuz uzun: 350 km ve yine toz toprak yollar. Dümdüz bir yoldan, etrafta hiç bir yerleşim yeri olmadan gidiyoruz ve yaklaşık 200 km sonra nihayet bir yerleşim yerine ulaşıyoruz. Gerçi buraya bir yerleşim yeri demek zor, 3 – 5 virane bina ve benzinliklere doluşmuş insanlar. Bir şeyler içmek, ufak-tefek atıştırmak istiyoruz. Bir köşeye konumlandırılmış Montis-Usti Restaurant’ını seçiyoruz ve burada yine bir sürpriz bizi bekliyor! Taze taze pamuk gibi bir elmalı tart çıkıyor fırından. Önce 4 kişi için 1 dilim sipariş veriyoruz, kesmiyor, birer tane daha. Kuvvet topladık, yola devam ediyoruz.

Tam öğle servisinde otelimize varıyoruz. Otel yine nefes kesici, ne yazık ki burada sadece bir gece kalabiliyoruz. Hafif bir öğle yemeğinden sonra  saat 16:00’da rehberimiz Samuel ile buluşuyoruz. Önce bize bölgenin çok değişik iki dağ oluşumuna götürüyor: Orgpipes denilen dikey bölünen taşlık bir arazi ve “yanık dağ”’a. Yanık dağ, gerçekten bakılınca kül ve yanmış gibi duran bir oluşum. Ardından ünlü Twyfelfontein (Şeytan kuyusu) ören yerine geliyoruz. 2007’den beri UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan bu bölge, Namibya ’da listeye giren ilk yer. 6000 yıllık olduğu tahmin edilen kaya çizimlerini inceleyip otele dönüyoruz. Otelde yine nefes kesen bir gün batımı eşliğinde cin tonik ve enfes bir yemek bizi bekliyor. Ne yazık ki yarın yola devam etmek zorundayız ve sabah safarisi için vakit kalmıyor.

Resimleri tıklayarak albümü gezebilirsiniz.
06 Ocak 2017 - Sekizinci gün

Bugünkü etap yine uzun, 430 km, ancak bu sefer yol asfalt. Bu defa yolumuzun üstünde bizi Namibya ’nın en iyi fırını bekliyor: Outjo Bakkery! 1947’de kurulmuş bir işletme. 230 km’lik bir yolculuktan sonra yemek ve kahve molamızı orada veriyoruz. Molanın ardından tekrar yola koyulup, samimi ve ufak bir işletme olan Gabus Game Ranch’e varıyoruz. Bu çiftlik Warthog(düğmeli domuz)u ile meşhurmuş. Düğmeli domuzlar gerçekten terasımızın hemen önünden geçiyorlar! Akşam yemeğinde ise yine hemen önümüzdeki sulama çukuruna bir zürafa sürüsü geliyor, irili ufaklı belki 25 – 30 hayvan. Yavru zürafalar birbirleri ile oynuyor, tüm otel misafirleriyle birlikte biz de çıtımızı çıkarmadan bu görsel şöleni izliyoruz.

07 Ocak 2017 - Dokuzuncu gün

Sabah erken kalkmamıza gerek yok, bugünkü etabımız sadece 150 km ve asfalt yoldan gidilecek, o yüzden keyifli bir kahvaltıya oturuyoruz. Birdenbire üç tane mungo (mirket familyasından sevimli bir hayvan) yanımıza geliyor. Otel sahibesi mungoların omlet ve sosis gibi et yemeklerini sevdiklerini söylüyor, omletimiz var, hemen onlarla paylaşıyoruz. Kahvaltımıza eşlik eden hoş ve keyifli bir sohbetten sonra yolumuza devam ediyoruz.

İki gece kalacağımız Etosha Milli Parkı’nın yakınındaki çok hoş bir otel bizi bekliyor. Otelin can damarı olan Maria bizi kapıda karşılıyor. Otel tanıtımından sonra bize odalarımızı gösteriyor, odalar şahane! Hemen akşamüstü Game Drive – yani safari için kayıdımızı yaptırıyoruz. Salomon bugünkü rehberimiz. Etosha Milli Parkı, Namibya ’nın en büyük ve en meşhur yaban hayvan gözleme yeri. Bizi ne bekleyeceğinden habersizce yola koyuluyoruz, çok şanslıyız, o kadar çok hayvan görüyoruz ki! Hem de çok yakından! Game Drive, aracın içinde gün batımında içtiğimiz birer cin tonik ile sona eriyor. Büyülenmiş ve zevkten dört köşe olmuş olarak otele geliyoruz. Yine nefis bir akşam yemeği bizi bekliyor.

08 Ocak 2017 - Onuncu gün

Tabii ki sabahki Game Drive için de kayıt yaptırıyoruz. Game Drive’ler ücretli ve kişi başı 450 NAD (yaklaşık 35 EUR). Yine Salomon ile yola çıkıyoruz. Hemen bir çita gözlemi ile güne başlıyoruz. Ardından kelimenin tam anlamı ile bir “fil şöleni“ başlıyor. Yaklaşık 45 dakika büyük bir keyifle filleri izliyoruz. Sonrasında zürafadan zebraya çeşit çeşit hayvan görüp öğle yemeği için otele dönüyoruz. Öğleden sonra bize ait; dinlenip, kitap okuyup, balkonumuzun hemen önündeki ağaçkakanı izliyoruz.  Akşam üstü ateş başında cin tonik – artık bu yolculuğun ritüeli oldu…

Resimleri tıklayarak albümü görebilirsiniz...
09 Ocak 2017 - Onbirinci gün

Normalde Namibya klasik turları bu rota ile sona eriyor. Ancak biz daha detaylı gezmek istediğimiz için yola devam ediyoruz. Hedefimiz Okavango Nehri, ancak tek etap için uzun – 650 km, o yüzden arada Kavango’da kalmaya karar veriyoruz. Kavango normalinde kalmayı tercih edeceğimiz bir yer değil. Otel tüm turun en kötü oteli. Çevrede yapılabilecek pek bir şey de yok, dinleniyoruz ve yakınlardaki bir yerleşim yerini ziyaret ediyoruz. Burada yaşam koşulları çok zor, insanlar çok fakirler. Evlerde elektrik ve su yok. Herkes ihtiyaçları için Kubango nehrini kullanıyor. Nehir Angola ve Namibia arasında sınır nehiri. Akşam, bugün gördüğümüz tüm olumsuzlukları telafi edecek bir gün batımı yaşıyoruz – yine nefes kesici.  

10 Ocak 2017 - Onikinci gün

Bugünkü kısa bir yolculuk olacak, sadece 190 km. Okavango Nehri’nin kenarında, oldukça lüks bir otelde kalıyoruz. Klasik game drive yerine nehir turu yapmaya karar veriyoruz. Ethosha’da çok sayıda hayvan gördük nasıl olsa. Okavango Nehri, timsah ve su aygırının yanısıra, çok zengin bir kuş çeşitliliği ile de meşhur. Şahane bir nehir turu yapıyoruz, çok sayıda hayvan izliyoruz. Popa Şelaleleri’ni görüyoruz, ama akşamüstü yağmura yakalanıyoruz. Dönüşte otelin nefis şaraplarından içiyoruz. Yine olağanüstü bir gün oldu. Olağanüstü bir günbatımı ve nefis izlenimler ile bugünü de bitiriyoruz.

Resimleri tıklayarak albümü görebilirsiniz...
11 Ocak 2017 - Onüçüncü gün

Artık turun son etabı bizi bekliyor, 390 km ve Chobe Nehri. Son üç gündür nehir kenarlarında olduğumuz için sivrisineklere daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bol bol lavanta kolonyası sürüp, uzun kollu ve uzun paçalı giysiler giyiyoruz. Chobe’de iki gece kalmayı planladık, kamp yerimiz de ana yoldan yaklaşık 4 km içeride. Yola girer girmez arabayı kullanan Alex’in yüzü düşüyor. İki gündür yağmur yağmış, derin çukurlar su ile dolu ve zemin oldukça yumşak. Mehmet ve ben rahatız, aracımız iyi, dört çeker ve gerekli tüm donanımlara sahip. Yolu kontrol ede ede ilerliyoruz, hedefe birkaç metre kala önümüzde bir karavanın lastiklerinin yarısına kadar çamura battığını görüyoruz. Yakın çevredeki çocuklar işi büyük bir eğlenceye çevirmişler, bir yandan da yardım etmeye çalışıyorlar. Bizi görünce hemen yanımıza koşuyorlar, Mehmet  de çocuklar  ile fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyor. Neyse ki bir süre sonra kalacağımız otelin sahibi gelip karavandakilere yardım ediyor.

Otelin konumu nefes kesici. Etrafta hiçbir şey yok, alabildiğine yeşillik görüyoruz. Önümüzde ufak bir nehir akıyor. Karşımız Botswana, yamaçlarda fil sürüleri var. Bu bölgede binlerce fil yaşıyormuş. Akşam güzel bir yemekten sonra nihayet çadır odalarımıza çekiliyoruz. Gece boyunca yağmur yağıyor.

12 Ocak 2017 - Ondördüncü gün

Sabah erkenden kalkıyoruz, aslında bugün niyetimiz kano ile nehir turu yapmak. Ancak kahvaltıda arkadaşlarımızın yüzlerinden düşen bin parça. Tüm gece yağmur yağdığı için ertesi gün dönüş yolunda sorun yaşayabileceğimizi düşünüyorlar. Haksız da değiller, zemin hamur gibi. Biz de nehir turunu iptal edip kahvaltıdan sonra otelden ayrılmaya karar veririyoruz. Ertesi gün Katima’dan Windhoek’a bir iç hat uçuşumuz var. Katima’ya gidip orada kalmaya karar veriyoruz. Ama bu güzel mekandan ayrılacağımız için üzgünüz. Tented Camp gerçekten çok güzel. Bata çıka ama büyük bir sorun yaşamadan 4 km’lik yolu geçiyoruz. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra da Katima’dayız, bölgedeki en iyi oteli secip oraya yerleşiyoruz. Burası nehir manzaralı bir otel, son günümüzü burada geçiriyoruz.

13 Ocak 2017 - Onbeşinci gün

Sabah kahvaltısının ardından yola çıkıyoruz uçuş saatimizden bir buçuk saat önce havaalanına varıyoruz. “Havaalanı” dediğimiz yer sadece bir baraka, bizim dışımızda da ortalıkta kimse yok, kapı duvar. Beklemeye karar veriyoruz. Bir süre sonra kiralık aracımızı teslim almak için Air Namibya ’nın görevlisi geliyor. Neyse ki artık havaalanında bizim dışımızda birileri var ve bir uçak geleceğini biliyoruz. Uçak da vaktinde geliyor, -bir ERJ145– ufak bir uçak. Rundu’ya uğrayacakmışız, sorun değil, nasıl olsa vakitmiz var. Son durağımız olan Windhoek’a alçaktan uçarak, manzarayı seyrede seyrede yaklaşık iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra varıyoruz. Windhoek’de, daha önce tanıştığımız Thomas ve Kerstin’in evine davetliyiz. Evleri çok şık bir muhitte, nefis bir Windhoek manzarası karşısında şampanyamızı yudumlayıp tatilimizin son gününe kadeh kaldırıyoruz.

14 Ocak 2017 - Onaltıncı gün

Artık veda zamanı… Hem bize 15 gün boyunca yol arkadaşlığı yapan Alex ve Gaby’e, hem bu güzel ülkeye. Namibya seyahati bize çok farklı pencereler açtı. Artık böyle farklı deneyimler yaşamak istiyoruz ve bunun ilk adımını burada atmış olduğumuz için çok mutluyuz…

Yorum yapılmamış
Yorum yap